Öğrencilerin Motivasyonlarını Kaybetme Nedeni

“Motivasyona en çok ihtiyaç duyan öğrencilerimizi motive etmek için ne yapabiliriz?” diye sordu bana okul müdürüm. Motivasyona büyük ilgi duyduğum ve riskli öğrencilerle çalışmayı sevdiğim için başarı farkı açığımızın neden bir türlü kapanmadığı konusundaki fikirlerimi bilmek istiyordu.
Bir öğretmen olarak elbette pek çok düşüncem vardı. Ancak öğrenci motivasyonuyla ilgili fikirlerim sadece bana ait fikirlerdi. Ve sonuç olarak en önemli fikirler öğrencilere ait olanlardı. Bu yüzden kendi düşüncelerimi paylaşmak yerine müdüre basit bir soru sordum: Neden öğrencilere sormuyoruz ki?

Biz de sorduk.

Aynı sınıfı ikinci kez tekrar eden ve akademik olarak sınıfın en altında yer alan yüzde 3′lük dilimde yer alan riskli öğrencilerimden oluşan bir grupla birlikte çalışmaya başladık. Çalışma ortamımız öğrencilerin tamamen açık ve dürüst olabilmesi için hazırlanmıştı. Paylaştıkları hiçbir şeyin, onlara nasıl davrandığımız ya da nasıl değerlendirdiğimiz üzerinde negatif bir etkisi olmayacaktı. Okul motivasyonlarını etkileyen faktörleri düşünmeleri için onlara birkaç gün verdik.

Ve işte öğrencilerin motivasyonunu düşüren en yaygın faktörler:

1. Bir Sınavdan Geçememek

Dersin içeriğini anlayan, ödevlerinde sıkı çalışan ama sınavlardan bilişsel zorluklar – stres ve diğer faktörler – yüzünden geçemeyen öğrenciler olduğunu hepimiz biliriz. Birçok öğrenci, “Ödevlerimde ve projelerimde çok iyiyken bir sınavı geçememekten ve en sonunda bir de bakmışım ki sınıfı geçememekten nefret ediyorum” gibi şeyler söylüyor.

Bocalayan bir öğrenci için düşük not yüzünden bir türlü “dipten” çıkamamak öğrenilmiş çaresizliğin ta kendisidir. Pek çok öğrenci bir sınıfta zorlanmanın ve çabalarının artık bir işe yaramayacağı bir noktaya gelmenin ne kadar sinir bozucu olduğunu dile getiriyor.

2. Düzeltme Fırsatının Hiç Olmaması

Aldığımız cevaplara göre öğrenciler testlerini, yazılarını ve ödevlerini gözden geçirip düzeltmek istiyorlardı. Geç teslim fırsatı istiyorlardı. Kısacası yeni bir fırsat istiyorlardı.

Her uygulamayı notlandırmanın öğrenilmiş çaresizliğe ne kadar fazla katkıda bulunduğunu fark ettim. Şöyle oluyordu: Eğer çabalarım beni başarısızlıktan kurtarmayacak gibi hissettiriyorsa, o zaman çabalamanın ne anlamı var ki? Bir öğretmen olarak öğrencileri tekrar kontrolün odak noktasına getirmek için onlara hangi fırsatları – düzeltme fırsatı gibi – sunabileceğimi düşünmeye başladım.

3. Çok Fazla Ders Anlatımı

Öğrenciler en çok öğretmenlerinin ne çok konuştuğundan bahsetti. Öğrenme işini öğrencilerin yapmasına odaklanan bir eğitim kültürüne rağmen öğrencilerin çoğu bütün ders boyunca konuşan öğretmenleri anlattılar. Sadece oturup dinlediklerinde motive olmanın ve motive kalmanın ne kadar zor olduğunu vurguladılar.

Motivasyonu artırmak için öğrencilerin en çok önerdiği şey yaparak öğrenme fırsatlarıydı. Elbette her dersin bir laboratuar ya da proje çalışması içeremeyeceğinin bilincindeler. Ama en azından konuşabilmeyi ve fikirlerini paylaşabilmeyi ya da kendi kendilerine daha fazla uygulama yapabilmeyi istiyorlar.

Stephen King bir keresinde erken dönem yazılarından birini reddeden bir editörden harika bir geribildirim almıştı. Editör şöyle demişti ona: “İkinci taslak = ilk taslak – yüzde 10″. Biz de derslerimize böyle yaklaşsak nasıl olur? “Söylediğim şey ​ = ​söylemeyi planladığım şey – yüzde 10″. Öğrencilere cevap hakkı konusunda yüzde 10′luk bir değişim bile beyinleri aktif tutmak ve motive etmek için harika bir başlangıç olabilir.

4. Anlamama

Öğrenciler anlamadıklarında motivasyonlarını kaybederler. Bu söylediğim çok basit bir şey gibi görünüyor. Ama bundan almamız gereken dersler var: Öğretmenler, öğrencileri anlamasın diye uğraşmazlar. Aksine öğrencilerin anlamasına yardımcı olmak isterler, ama anlama bir şekilde gerçekleşmez.

Bu konuda en fazla yapılan yorumlar şunlardı:

“Öğretmenlerden bir şeyi tekrar açıklamasını istediğimde şu cevabı almaktan nefret ediyorum: ‘Dikkatini vermiyor muydun!?’ Benim tembel olduğumu varsayıyorlar ama gerçekten çabalıyordum. Ama bir türlü anlayamadım.”

“Bir şeyi anlamadığımı söylediğimde, öğretmenin konuyu aynen ilk anlattığı şekliyle bir kez daha anlatmasına dayanamıyorum. Bunu yapmaya devam ettiklerinde soru sormaya bile tenezzül etmiyorum artık.”

​Buradan alacağımız dersler var. Öğrencilerinizden daha fazla geribildirim alın ve bilgi eksikliklerinin farkında olun. Konu anlatma becerim üzerine düzenli olarak geribildirim almaya çalışırım. Ve bir şeyi tekrar öğretmeye çalışmadan önce öğrencilere neleri anladığını sorarım. Bir sonraki sefer mutlaka farklı bir yolla anlatırım.

5. Sıkıcı Konular

İlgi, ilgi, ilgi. Öğrenci motivasyonunu eksikliğindeki en büyük faktörlerden biri ya konunun faydalı olmaması ya da insanı çok fazla zorlamaması. Bu öğretmenler için yeni bir şey değil: Hepimizin “Bunun amacı nedir?” diye soran öğrencileri var. Ama verdiğimiz cevap önemli. Öğrencilere göre “Buna bir sonraki derste/sınıfta/üniversitede ihtiyacınız olacak” cevabının bir faydası olmadığı gibi insana oldukça itici geliyor. Onlar dersin hem gelecekle hem de şimdiki zamanla olan ilgisini bilmek istiyorlar. Ayrıca kendi hayatlarıyla ilgili olmasını istiyorlar, bizim hayatlarımızla değil.

Bir İngilizce öğretmeni olarak sınıfıma, okuduklarımızın yüzde kaçının onlara ilginç geldiğini sordum. Cevapların ortalaması yüzde 10 çıktı. Ardından okuduklarımızın yüzde kaçını bağımsız olarak okumanın çok zor olduğunu sordum. Bu sorunun ortalaması ise yüzde 85 oldu. Dersin içeriği korkunç sıkıcı ve korkunç zor olduğunda bunun motivasyon üzerindeki etkisini siz hayal edin.

Bundan ne mi öğrendim? Benim kontrolümde olmayan ama öğretmem gereken şeyler vardı kuşkusuz. Ama neyi kontrol edebileceğime bakmalı ve onun üzerinde çalışmalıydım. Örneğin çocuklar okuma ödevlerini yapmadan sınıfa geldiklerinde sinirlenmek ve hayal kırıklığına uğramak çok kolaydı. Ama acaba onları evlerinde, sıkıcı ve yeteneklerinin ötesinde bir şeyler yapmaya mı zorluyordum? Okumalarını sınıfta yaptırsam ve bu sırada onlara destek olsam ve/veya daha iyi kaynaklar bulmalarına yardımcı olsam daha iyi bir iş yapmış olmaz mıyım? Değişimden korkmamalıyız.

6. Çocuklara Saygı Eksikliği

Bu, öğrencilerin motivasyonunu yok eden faktörler arasına en çok tartışılanıydı. Öğrenciler bıkmadan usanmadan saygı dolu bir ortamın çok çalışma ve öğrenme isteklerini nasıl etkilediğini anlattı. Bunu anlatan en iyi öğrenci yorumu şuydu:

“Bizden yetişkin gibi hareket etmemizi istiyorlar ama bize çocuk gibi davranıyorlar.”

Şu anda muhteşem öğretmenlerle birlikte çalışıyor olmanın gururunu yaşıyorum. Ancak okul müdürümüzün yaptığı bir anket bende şok etkisi yarattı.

İki soru sormuştu:

Bu okuldaki öğretmenlerin yüzde kaçının işini sevdiğini düşünüyorsun?

Bu okuldaki öğretmenlerin yüzde kaçının çocukları sevdiğini düşünüyorsun?

Her öğretmen için bu cevaplar hayal kırıklığı olacaktır. Öğrencilerin neden böyle hissettiği ile ilgili olarak kendimizi haklı göstermek için çok sayıda sebep sayabiliriz. Mesela “Günümüzde çocuklar saygıyı kazanmak yerine onu hak ettiklerini düşünüyorlar” bunlardan sadece biri. Ama suçlamak ve kendini haklı göstermeye çalışmak bizi maalesef bir yere götürmez.

O halde ne yapalım? Bence öğrencilerin algılarını sık sık araştırmak ve düzenli, dürüst geribildirimler almak çok değerli. Tıpkı hiçbir iyi öğretmenin bilinçli olarak dersi kötü öğretmeye çalışmadığı gibi hiçbir iyi öğretmen öğrencilerine saygısızlık etmeye de çalışmaz. Burada mutlaka bir iletişim bozukluğu vardır.

Tüm bu çalışmanın sonunda elimde cevaptan çok soru vardı. Her bir öğrencinin motivasyonuyla ilgili bilmek istediğim hala çok fazla şey vardı. Ama oraya ulaşmak için anlama süreci benimle başlamalıydı. Önümüzdeki eğitim yılında kendimi şunlara adamaya karar verdim:

1. Gerçeği sor, hem de sıklıkla.

“Gerçek seni özgür bırakır, ama önce sinirlendirir.” — Gloria Steinem

2. Öğretmenliğimi buna göre geliştirmek.

“Siz görmezden geliyorsunuz diye gerçekler yok olmazlar.” —Aldous Huxley

3. Tekrar et.

“Eğer (bir yöntem) işe yaramazsa, bunu dürüstçe kabul et ve başkasını dene. Ama her şeyden önemlisi dene.” —Franklin Roosevelt

Kaynak
%d blogcu bunu beğendi: